Kimlik Arayışı: Kendini Tanıma Yolculuğu

Bazı yolculuklar vardır; bir varış noktası yoktur ama her adımı seni biraz daha “kendine” götürür. Kimlik arayışı da işte böyle bir yolculuk…
Dışarıdan bakınca karmaşık, içeride dönünce sessizce büyüyen bir çığlığa dönüşüyor.
İnsan bazen kim olduğunu sandığını, bazen de kim olmak istediğini taşıyor zihninde. Ama en çok da çevrenin ona biçtiği kimliklerle yolları karışıyor. Bir süre sonra fark ediyorsun ki, “ben kimim?” sorusu gürültülü bir arayış değil; tam tersine, derin bir iç çekişin, durmanın, bakmanın sessizliğinde büyüyen bir soru haline gelmiş.
Ben bu sorunun peşine düşerken fark ettim:
Kimlik, dış dünyadan toplanan parçaların toplamı değil; iç dünyanın arınmış hâli olduğunu gördüm. Bir gün öyle bir anla karşı karşıya geldim ki, zihnimindeki karışıklıkların susmaya başladığını fark ettim, içimde çok tanıdık ama uzun süredir duymadığım bir sesle karşılaştım.
Sade.
Yumuşak.
Aceleciliği olmayan bir ses.
Sanki “Ben buradayım, sen hazır oldukça yeniden görünür olurum,” diyordu.
Kendini tanımak bazen bir meditasyon anında, bazen bir cümlenin içine gizlenen o sessizlikte, bazen de günün en sıradan ânında beliren küçük bir farkındalıkla başlıyor. Zihnin gölgesinden duygularını ayırdığında, saklanmış hislerin nereye kök saldığını görünce şaşırıyorsun. Çünkü insan duygularını bastırdıkça kendinden uzaklaşıyor; gördükçe, kabul ettikçe kendine yaklaşıyor.
Kimlik arayışı çoğu zaman büyük bir keşif gibi anlatılır ama gerçekte çok daha mütevazıdır.
Ay ışığı gibi…
Gökyüzünü aydınlatmak gibi bir derdi yoktur; yalnızca dokunduğu yerde sıcak bir iz bırakır. Kimi zaman soluktur, kimi zaman saklıdır, ama hep oradadır.
Tıpkı insanın içindeki öz gibi.
Benim için bu yolcuğun temeli;
Yavaşlamanın, içsel dürüstlüğün, kabullenişin temsilidir. Koşarak bulunmayan, nefesle açılan bir alan… Duyguların ayrıştığı, gölgelerin hafiflediği, iç sesin yeniden tanıdık geldiği bir yer.
Kimlik arayışı, bir hedef değildir. Kendini tanıma, bir sonuca varmak değildir. Bu yol, insanın kendi içindeki ışığı fark etmeyi seçtiği anla başlar.
Yavaşlarsın.
Dinlersin.
Duygularını saklamadan, karanlığına kızmadan kendine bakabilsin. Çünkü aradığın kimlik, olmak istediğin biri değil; unuttuğunu sandığın halin. Sen izin verdiğinde, o hal kendini yeniden hatırlatır.
Tıpkı ayın bulutların arasından usulca ortaya çıkışı gibi.

İlginizi Çekebilecek Yazılar

Kitap

Sen Yeter ki İste

İstedikleriniz Neden Gerçekleşmiyor? Pierre Franckh Formülü “Sen Yeter Ki İste” Hayatınızda bir şeylerin değişmesini istiyor ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz? Sen Yeter Ki İste, dileklerin sadece

Slayt

Minimalistlik: Azın İçindeki Çoğu Hatırlamak

Gündelik hayatın telaşı, biriktirdiklerimizin ağırlığını çoğu zaman görünmez. Evimizin köşelerine gizlenen eşyalar, zihnimizin kıyısında bekleyen düşünceler ve kalbimizin ritmini bozan koşuşturmalar… Hepsi derinden derine aynı