Herkesin içinde, zaman zaman unuttuğu bir sessiz, sakin, huzur bulduğu bir alan var. Günün temposu arttıkça, düşünceler birbirini kovaladıkça ve duygular yoğunlaştıkça bu alana ulaşmak zorlaşabiliyor. Oysa çoğu zaman ihtiyacımız olan tek şey, derin bir nefes… Çünkü derin bir nefes, zihnin gürültüsünden çıkıp iç alanımıza dönmenin en nazik yoludur.
Bu yolculukta “derin bir nefes”, farkındalığın başlangıç noktasıdır. Mindfulness tam da bunu anlatır: Anda kalabilmek, bedenini duyabilmek ve zihnin karmaşası arasında kendine bir nefes aralığı açmak. Bu aralık bazen bir saniyeliktir; bazen de kişiye iç dünyasını yeniden kurma gücü verir.
Derin bir nefes aldığında, bedenin yavaşça konuşmaya başlar. Nefes alıp verdikçe etrafında oluşan sihirli bir enerjinin gezintmesini fark edersin. O anda zihnini susturmaya çalışmazsın; sadece enerjine eşlik edersin.
Farkındalık da tam bu noktada başlar: Yargısız, sade bir varoluş hâli.
Mindfulness pratiğinde nefes, bir çapa gibidir. Zorlandığında, kaybolduğunu hissettiğinde veya zihnin çok gürültülü olduğunda nefese dönersin. Her dönüş, aslında kendine dönüşün olur. İçindeki ışığı hatırlamanın, bedenine ve duygularına daha yumuşak bir yerden yaklaşmanın yolu hep nefeste kendini gösterir.
Belki bugün sadece bir kez durmayı hatırlarsın. Bir kez gözlerini kapatıp omuzlarını gevşetirsin. Bir kez derin bir nefes alırsın… Fark edersin ki nefesin, dış dünyanın baskısına rağmen seni hep buraya; içindeki alana çağırıyor.
Derin bir nefes, küçük bir hareket gibi görünür; ama etkisi ruhunda genişleyen bir gökyüzü gibidir. Kendine bu alanı verdiğin her an, iç huzurun biraz daha kök salmaya başlar. Ve sen, farkındalığınla birlikte hayatını daha yumuşak, daha bilinçli ve daha sen olarak yaşamaya başlarsın.

