Hayatın içinde bazen öyle bir an geliyor ki, yaşadığın her şey durup tek bir soruda toplanıyor:
“Ben ne için buradayım?”
Bu soru bir hedef listesiyle, başarı ölçüleriyle ya da dış dünyanın beklentileriyle cevaplanmıyor. Yaşam amacı, insanın içine döndüğünde, kendi ışığını yeniden hatırladığında beliriyor. Çünkü gerçek yön, dışarıdan gelen bir yön ile değil; içimizde yıllardır sessizce bekleyen bir sezgiyle bulunuyor.
Benim için bu yolculuk, önce içinde bulunduğum alanlar da kendimi oraya ait hissetmememle ve yavaşlamayı kabul etmekle başladı. Koşuşturmanın içinde kendimi kaybettiğimi fark ettiğim ve içime tamamen dönme kararı aldığımda zihnimi dinlemeye başladığımda bütün gürültülerden arındıkça küçük ama çok tanıdık bir sesi duydum ve kulak verdim:
“Ben ne istiyorum?”
Bu, benim iç sesimmiş meğer. Ben sustukça o konuşuyor, ben hızlandıkça o geri çekiliyordu. Zaman içinde anladım ki yaşam amacı, dışarıdan aranacak bir şey değil; içeride hatırlanacak bir şeymiş. Bazen unuttuğumuz, bazen üzerini korkularla örttüğümüz, bazen de bir süreliğine sessizliğe bıraktığımız bir çağrı gibi. Ve bu çağrı, çoğu zaman büyük bir hedef ya da şaşalı bir yolculuk şeklinde gelmiyor. Bazen bir insanın kalbine iyi gelmek, bazen kendi iç huzurunu korumak, bazen bir cümleyle, bir dokunuşla dünyayı küçücük de olsa güzelleştirmek…
Yaşam amacını keşfetmek, kendine şunu sorabilme cesaretidir:
“Ne yaparken kendime en yakın hissediyorum?”
Belki yazarken, belki üretirken, belki bir insana ilham olurken, belki de sadece sessiz bir anda kalbini dinlerken…
Bu sorunun cevabı çoğu zaman hafif bir histir:
İçinde bir genişleme, bir açıklık, bir “evet, bu benim” duygusu… İşte yaşam amacı tam da orada filizleniyor. Bir zorunluluktan değil, bir çağrıdan doğuyor. Bir iddiadan değil, içsel bir uyumdan akıyor.
Bazen hayat seni bir döngüye sokuyor. Aynı şeyleri hissediyor, aynı sorularda tıkanıyorsun. Fakat bu döngüler aslında seni geriye değil, içe doğru götürüyor. Çünkü yaşam amacı, yolun sonundaki hedef değil; yol boyunca fark ettiklerin, büyüdüğün yerler, aydınlandığın anlar…
Ve en önemlisi:
Yaşam amacı sabit bir cümle değildir. Zamanla değişir, sen değiştikçe dönüşür. Büyüdükçe derinleşir, durdukça netleşir.
Kendine yöneldiğinde, içindeki o küçük ışığın aslında seni yıllardır aynı yere çağırdığını fark ediyorsun:
Kendine.
Belki de işin en güzel yanı şu:
Kendi amacını keşfettikçe, yaşam da sana daha fazla alan açıyor. Dış dünyanın gürültüsü azalıyor, iç dünyanın sesi güçleniyor. Bu ses sana yolu biri söylemeden gösterebilecek kadar güçlü oluyor.
Kendine dön, dinle, hisset.
Yaşam amacın sandığından daha çok sana benziyor. Bu benzerliği fark ettikçe kendine dürüstçe şunu sor “Benim yaşam amacım ne?”, ve bunu cevapladığın zaman kendi yaşam amacına döneceksin.

